GÜNCELLEMENİZ HAZIR!

GÜNCELLEMENİZ HAZIR

Teknolojik cihazlarımızı, kullandığımız uygulamaları güncelliyoruz da kendimizi güncelliyor muyuz?

Akıllı telefonlar, bilgisayarlar hayatımızın bir parçası. Güncelleme mesajlarına aşinayız. Güncellemenin otomatik olarak yapılmasına izin veririz. Bazen erteleriz. Eninde sonunda o mutlaka güncellenir. Çünkü teknoloji bizi eğitti. Teknolojik cihazlarımızı güncellemeden kullanamadığımızı öğrendik.

Eski model telefon artık yeni güncelleme alamaz, ana vanadan kapatırlar, yeni uygulamaları hiç kullanamayız. Benim 2015 model iphone6 artık güncellenemiyor mesela. Clubhouse uygulamasnı kullanamıyorum. Clubhouse sadece Apple Iphone/Ipad cihazlarında, o da ios13 ve üstü işletim sistemiyse kullanılabiliyor.

Neyse, konumuz teknoloji değil, kendimizi güncellemek. -Teknolojiyi metafor olarak kullanacağım.

“Herkes eşit kaynakla doğar. Kişi doğuştan iyidir, olumlu potansiyele sahiptir, kendi kendisini geliştirme gücünü yine kendinden alır ve sürekli gelişim halindedir.” Hümanistik yaklaşım böyle diyor.

Herkesin eşit kaynakla doğmasnı herkesin aynı akıllı telefon özellikleriyle doğmasına benzeteceğim.Ve fakat herkes aynı yetkinlikte kullan(a)maz. Tüm özelliklerini bil(e)mez. Güncellemeyi, yeni uygulamalar eklemeyi, eskileri silmeyi es geçer.

İlk öğrenilen biçimde kullanmaya devam eder, bunda ısrar bile edilir. Halbuki kapasitesi ne sonsuzdur.

Kullanım kolaylıklarının, kullanıcı dostu arayüzlerinin, gelişmiş özelliklerinin farkında bile olmayabiliriz. Eskisine alışmışızdır, aradığımızı şıp diye, çok da düşünmeden buluruz- bence bulduğumuza inanırız.

Başkalarının kullanım biçiminden ilham almak yerine onları yargılayabiliriz.

Hiç kullanmadığımız özelliklerin olduğunu bilsek de onları keşfetmeyebiliriz. Bildiğimiz yol en kısa yoldur ya, kısa yolun hala işimize yarayıp yaramadığını sınamayız. Keşfederek yeni seçenekleri ortaya çıkarabileceğimizi yadsıyabiliriz. Güncellememek normalmiş, öyle olması makbulmüş gibi gelir, bir şeyleri kaçırdığımızı düşünmeyiz..

Halbuki, kendimizi güncellemeye, özelliklerimizi keşfetmeye ihtiyacımız vardır. Bu ihtiyaç bangır bangır bağırır da biz göremeyiz. Çünkü kendimizi kapatmışızdır, görmeye izin vermeyiz. Körleşiriz. Başka bir alternatif olabileceğini aklımıza bile getiremeyiz.

Kimsede olmayan bir gücümüz varmış gibi gelir: Başkalarının beynini okuyabiliriz. ‘Gerçekten ne demek istedi’ sorusunu uygulamadan çıkarmışızdır. Karşılaştığı bir davranışın ne anlama geldiğini sormamak, kendince yorumlamak, davranışa yüklediği anlam gerçekmiş gibi hareket etmek otomatikleşmiştir. Bir zamanlar işe yaramış olabilir. -Annenin bir bakışından onun ne demek istediğini anlayan bir kuşağın çocuğu olarak diyebilirim ki evet, bu bir zamanlar işe yaramıştı ama şimdi bende işe yaramıyor.

Örneğin: Yöneticim benden bir şey yapmamı istedi. Ona bunu yapmakla neyi amaçlıyoruz, neden bunu yapıyoruz diye sordum. Yöneticim başını iki yana salladı ve kaşlarını çattı. Onun bu hareketini ben ‘yanlış bir şey dedim, bana kızdı herhalde’ diye yorumladım. Yorumumun gerçek olup olmadığını araştırmak aklıma bile gelmedi. Bu durum böyle sürüp gitti. Yıllar sonra yöneticim bana ‘senden bir şey isteyince bana hep neden diye soruyordun’ demişti. İşte o an aydım, anladım. Ben ona ‘neden’ diye sorunca o kendisinin sorgulandığını düşündürüyormuş. Halbuki ben ne istediğini tam olarak anlamak için soruyordum. Yani bir 15 dakika ayırıp konuşsaymışız, ona ben böyle yorumluyorum gerçekten böyle mi diye sorsaymışım ya da o bana kendi düşüncesini söyleseymiş iletişimimiz daha iyi olabilirmiş. Konuşmayıp içten içe kendimize eziyet etmişiz meğersem. İkimizin de uygulaması uyarı veriyormuş da erteliyormuşuz. Yazık oldu yani

ÇİĞNEMEDEN YUTTUKLARIMIZ

Doğduğumuz andan itibaren ailemizden, çevremizden, toplumdan yüklenen bir çok bilgiyi alırız. Bazılarını çiğnemeden yutarız. -miş gibi yaparız, onları otomatik olarak sahipleniriz. Kendi düşüncemizmiş gibi, kendi yargılarımızmış gibi, kendi yaşama sebebimizmiş gibi gelir bunlar.

Bazıları -şimdi- komik, tatlı anılardır:

  • Doyup doymadığımızdan bağımsız olarak tabağımıza konan yemeği bitirmeliyiz, yoksa arkamızdan ağlayabilir.
  • Uslu olmalıyız, yaramazlık yapmamalıyız. Zaten yaramazlıklarımızı saklayamayız, çünkü kuşlar haber verir.
  • Akıllı uslu olmazsak tehlike büyüktür dilencilere verilebiliriz ya da polis amcaya şikayet ediliriz.
  • Kahvenin tadına bile bakamayız, çünkü kararabiliriz.
  • Bir de gidilecek yere 5 saat vardır ama hep az kalmıştır.

Bazıları eziyettir, büyüyünce bile kafamızı karıştırır:

İyi olmalısın, iyi davranmalısın.

Ama herkese değil – artık o çocuk aklımızla nasıl seçeceksek?

‘İyi insanlar her zaman kaybederler.’

‘İyilikten maraz doğar.’

‘Hiçbir iyilik cezasız kalmaz.’

Ve benim en sevdiğim Dante’nin İlahi Komedyası’ndan

‘Cehennemin yolları iyi niyet taşlarıyla döşenmiştir.’

Güven çok önemlidir.

Ama herkese güvenilmez. Sadece bana güven, başkallarına güvenme, pişman olursun haaa minvalindedir.

‘İnsanlar çiğ süt emmiştir. Asla bir kimseye güvenme.’ Bebek anne sütünü nasıl ısıtıp içecekse artık.

‘Ben sana güveniyorum da çevre kötü.’- yani sen safsın, kandırılırsın.

Güçlü olmalısın.

Özellikle de erkeklerin zayıflık göstermemesi istenir: ‘Erkekler ağlamaz.’

Haddini bilmelisin.

Akıllısın, başarılısın ama eninde sonunda bir kızsın: ‘Saçı uzun aklı kısa’

Sen anlamazsın/yapamazsın/bilemezsin.

Puan boşa gitmesin. Ama hayat boşa gidebilir.

Doktor olmak isteyeni mühendis, oyuncu olmak isteyeni avukat, öğretmen omak isteyeni mühendis …

Geleneklere, göreneklere uymalısın.

Kızevi, naz evidir. Kızımız, oğlumuz İTÜ, ODTÜ, Boğaziçi, Oxford, Harvard mezunu, doktoralı olsa da, beş bin yıldır kendi geçimini sağlasa, ailesinden uzakta başka bir kıtada yaşasa da bunu deneyimletme mecburiyeti vardır. (Bkz: İlyas Salman’ın Şaşkın Ördek uç örnek.)

Bak, başkaları nasıl da yapıyor?

İdeal çocuk ‘Ruşen Amca’nın oğlu Sedat’ ile ne yapsak yarışamayız.

Toplumun kurallara uymalısın.

Elalem ne der hapisanesine hoşgeldiniz. Toplum/mahalle/aile dayatmalarının baş cümlesidir elalem ne der:

‘Bizim ailede bugüne kadar kimse boşanmadı.’

‘Kız kısmı okumaz’

‘Öyle giyinilmez.’

‘Böyle konuşulmaz’ …

Sartre boşuna ‘Başkaları cehennemdir’ dememiştir.

KENDİMİZE VERMEDİĞİMİZ İZİNLER

Kimileri durumları yaşamaya, duyguları hissetmeye izin vermez.

Hiç tartışmayan bir kişiyi ele alalım Ne özel ne de iş yaşamında hiç kimseyle tartışmaz. Her şey onun için pürüzsüzdür. İlişkileri ‘hep yolundadır’ ve ‘herkesle iyi anlaşır’. En ufak bir anlaşmazlık durumu, kendisinin yarattığı bu kaygan zeminden akıp gider. Saygı, güven, huzur ancak onunla uzlaşılırsa mümkündür. Tartışma eylemi zararlı, yıkıcı ve bir tür şiddet göstergesidir, böyle bir anlam yüklemiştir. Kendisinin de çevresindekilerin de tartışmaya izni yoktur. Böyle anlatınca iyi gibi görünüyor olabilir. Sağlıklı tartışma iyidir. Diğerinin düşüncesini, bakış açısını duymaya yarar. Değişmeyi, evrilmeyi ve tekrar bir noktada buluşmayı sağlar. Ve fakat böyle bir kişi karşısındakilere duygusal olarak zorbalık ettiğini siz de tahmin etmişsinizdir. Böyle bir kişiden şunu duyabilirsiniz ‘Aramız çok iyiydi. Whatsapp’tan bana ayrılmak istediğini yazdı ve ayrıldık. Ne oldu anlayamadım.’

Kimileri başkalarının kendisi hakkında ne düşündüğünü bildiğine dair bir inancı vardır. Neyi nasıl söylediğini, ne zaman nasıl davrandığını, nerede nasıl durduğunu, neye nasıl baktığını sürekli kaydeder. Bunlarla ilgili -gerçek dışı- yorumlar yapar ve kendisini yargılar. Kendini suçlayabilir, kendine acıyabilir vs.

Kimileri planlı ve programlıdır. Yaşamını temkinli ve tedbirli yaşar, an’ı yaşamaya izni yoktur. Risk almaz. Asla hata yapmamalıdır. Asla aptal durumuna düşmemelidir.

Kimileri kendisini sürekli başkalarıyla kıyaslar, kendisi olmaya izni yoktur.

Kimileri hep negatif geri bildirimleri almaya açıktır, olumlu olanları farketmez. Öyle bir süzgeci vardır ki hep olumsuzları tutar, olumlular hep düşer, kaybolup gider.

KENDİMİZE İZİN KAĞIDI YAZMAK

Brene Brown Acımasız Dünyaya Meydan Okumak kitabının 22. sayfasında, kızının ona bir mesaj atarak okul gezisi için gereken izin belgesini imzalı olarak okula gönderip göndermediğini sorar. Brown bunu yaptığına dair kızına güvence verir. Sonra Brown şöyle düşünür: ‘Bu kadar ciddi olmamak, bu kadar korkmamak için izin belgesi istiyorum. Bugün biraz neşelenmek için izin istiyorum.’

Çalışma masasına gider ve kendisine bir izin belgesi yazar: ‘Heyecanlanmak, eğlenmek ve neşeli olmak için izin.’

Daha sonra kendisine yüzlerce izin yazacaktır.

‘O izin belgelerinin aslında kendime ait olma girişimimdi, bir başkasına değil’.

’Bana beş dakikasını ayıran herkese bu niyet belirleme yönteminin gücünü öğretirim’ diyor kitabında.

Küçük denemeler yapmaya başlamak için faydalı bir yöntem önermiş.

Siz bugün kendinize ne için izin vermek istersiniz?

OLASILIKLARA AÇIK OLMAK

Bu küçük denemeler anlamlı değişimler yarattığında yaşam memnuniyetinizi arttırma olasılığı vardır. Belki bazen eski versiyonu kullanmaya geri döneceksiniz, ama bu sefer bir şey farklı olacak. Siz eski versiyonu kullandığınızı farkedeceksiniz. Başka seçeneklerinizin olduğunu bileceksiniz. Yeni versiyonu kullanmaya devam etmek isteyebilirsiniz, çünkü size daha iyi hissettirecek. Kendinizi eskisine dönüş olmayacak biçimde güncelleyebilirsiniz. Bu gerçekten mümkün

Bu süreci anlatan bir şiir:

5 KISA BÖLÜMLÜK OTOBİYOGRAFİ

PORTIA NELSON

Bölüm I

Sokakta yürüyorum.

Derin bir çukur var kaldırımda.

İçine düşüyorum.

Kayboluyorum…Çaresiz kalıyorum.

Benim hatam değil bu.

Bir çıkış yolu bulmak ömrü alıyor.

Bölüm II

Aynı sokakta yürüyorum.

Derin bir çukur var kaldırımda.

Görmemiş gibi yapıyorum.

Tekrardan düşüyorum içine.

İnanamıyorum aynı yerde olduğuma.

Bu benim hatam değil ama.

Bir hayli zaman alıyor oradan çıkmak.

Bölüm III

Aynı sokakta yürüyorum.

Derin bir çukur var kaldırımda.

Görüyorum onu.

Düşüyorum yine de… Alışkanlık.

Gözlerim açık.

Nerdeyim biliyorum.

Bu benim hatam.

Derhal çıkıyorum.

Bölüm IV

Aynı sokakta yürüyorum.

Derin bir çukur var kaldırımda.

Çevresinden dolanıyorum.

Bölüm V

Başka bir sokakta yürüyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir